Anasayfa

5 Şubat 2013 Salı

1980-85 Yıllarında Sizin Yaşantınız da Böyle miydi?



Salihli Tren İstasyonu


1980-85 Yıllarında Memleketim Salihli'de Yaşam 


Lise sonuna kadar doğup büyüdüğüm yer Salihliydi. Hayatımın önemli bir dönemi burada geçti. Bu sebeple, yazıda ki olayları ve yaşam tarzını, Salihli ve çevresinde yaşayanlar daha iyi anlayacaktır. Asıl paylaşma sebebim, kim nerede yaşarsa yaşasın benim yaşıma yakın birçok kişi kendi yaşantısından bir kesit bulacaktır diye düşündüğüm içindir.Ben de 1980-85 yıllarında ki Salihli'de ki yaşamımızdan bahsedeceğim.

1985 yılında geldim Salihli’den İzmir'e… 19 yaşındaydım.  12 Eylül, o kadar böldü ki zamanı, öncesini hatırlayamıyorum bile. Ama 1980-85 yılları arasında ki Salihli benim akranlarım için unutulmayacak yıllardı.

***

Salihli Lisesi giriş kapısı
Salihli Lisesi, Türkiye’den örnek vermek gerekirse Mülkiyeliler gibi bir şeydi.  Orta okuldan itibaren hayatınız sanki yeni başlamış gibidir, farklı şehirlerden gelmiş üniversite öğrencileri gibi Salihli’nin farklı mahalle ve köylerinden gelen bir çok arkadaşınız olur… tam bir hayat okuludur… ilk kavgalar orada yapılır, en kalıcı arkadaşlıklar orada başlar, ilk aşklar orada yaşanır. Hele birde iyi futbolcu veya basketbolcuysa biri; en çok onun arkadaşı olur. Hatta bu kişilerle 1 kez selamlaşan için bile başka bir yerde ondan bahsederken “bizim Ahmet” diye gururla bahsetmek bir havadır. Fettah abinin kantininden Turşu suyu ile gevrek yemeyen yoktur.

Pazartesi sabahları Coğrafyacı Portakal lakaplı hocamız Turgut Kaçar Senfoni orkestrası yönetircesine yaptığı hareketler eşliğinde İstiklal Marşı söyletmesi haftaya iyi başlamanın işaretiydi… Sonra müdürümüz Turhan Zeğem’in okul kurallarına yönelik nutukları biraz karamsarlığa iterdi. Ortaokullar öğlenci, Liseliler sabahçıydı. Saat 7.10 da başlayan derse Keli mahallesinden yetişmek için sabah 6.00 da uyanırdık.  Karanlıkta yollarda olurduk.
Soğuk kış günlerinde 2. Sınıfların yanındaki buz gibi kantinde çayla ısınma çabalarımızda unutulmaz. Bir keresinde 10cm kalınlığında kar yağmıştı… hepimizin arşivinde o günlerden Osman amcanın çektiği dünya kadar fotoğraf vardır.

***
Can Baba'nın Kahvehanesi
Salihli gençleri için en renkli yerler caddelerde volta atmaktı… Çağrı Kitapevinden (İlçe Jandarma’dan) SSK Hastanesine; oradan Kurudereye inip, Karaman Camii’nin oraya gitmek, oradan da Mitatpaşa caddesinden istasyona yürümek İzmir Kordonda yürümek gibi bir şeydi bizim için… Sonrada Can Baba’nın kahvesinde birinci çay molasını pencerenin eşiğinde oturup gelen geçeni izlemelerimizi unutmak mümkün değil. İkinci turlar 40 evlerin oradan Seyrantepe Bağlarbaşı… Hele birde motosikletin varsa geçilmedik cadde, girilmedik sokak bırakmazdık. Sevgililer Aile pastanesinde veya Kanarya pastanesinde buluşurdu.

Kendimizi çok yakışıklı veya güzel bulduğumuz anlarda Foto Can’da, Foto Rekor’da veya Stüdyo Macide’de artistik fotoğraflar çekilirdik.

***

Bilgisayar yok, cep telefonu yok, özel televizyonlar bile yoktu 1985’de… TRT 1984’de tüm programları renkli yayınlamaya başlamıştı. Ama kimin umurundaydı renkli yayın… yaz akşamlarında yabancı film izlemek istiyorsan Evren parkının karşısında Şehir sineması, yerli film izlemek istiyorsan istasyonun altında çiğdem çekirdek eşliğinde İnci sineması.  Yazlık Arzu sineması ile Kışlık Turgut sineması erkeklere özeldi… Parçalı bulutlu:))… Meram sineması ile yazlık Tarzan sinemasından çıkanların genellikle gözleri yaşlı olurdu.

Bizim diskomuz barımız düğün salonlarıydı, hangi salonda haftanın hangi gecelerinde düğün var ezbere bilirdik. Dostlar düğün salonunda Hüseyin Akın’ın söyleyeceği şarkıların sırasını bile ezberlemiştik. Orada kesiştiğimiz kızlarla ilgili sohbetimizi eve dönene kadar abartarak anlatırdık birbirimize… Ama kendi yakınlarımızın düğünlerinde etrafta duran erkeklere gıcık olurduk.
İlkbaharda okulların bitmesine yakın organize edilen gençlik günlerinde dans yarışmaları ve eğlence bizim diskomuzdu.

***

Salihli’li birine Van’da nerelisin diye sorsalar, Manisa’lıyım demez; büyük bir gururla SALİHLİ’LİYİM der… Çünkü Salihli onlar için Türkiye’nin en güzel, en büyük, en gelişmiş ilçesidir. Hıdırellezler, bayramlar kadar önemliydi. O sabah Salihli trafiği İstanbul trafiği gibi olur, mesire yerlerinde boş ağaç gölgesi bulmak çok zor olurdu. Çamur Banyoları, Sardes, Kurşunlu Kaplıcaları, Adala, Demirköprü Barajı, Allahdiyen, Bozdağ, Gölcük, Pilavtepe Sırtları dolup taşardı.

***

Saat’da kullanmazdık… İplik dokuma fabrikasının vardiya değişimlerinde öten boru sabahın 7:00’sini öğleden sonra 15:00’ini ve gecenin 23:00’ünü belirtir, Salihli’nin her yerinden duyulurdu. Trenler 5:30, 11:00, 19:00 ve 22’si olduğunu hatırlatırdı.

***

Sanayi Spor
1984’de Sanayispor büyük bir mucize yaratarak 2. Lige çıkmıştı ve Salihlispor ile birleşti tek takım oldu. Şehre müthiş bir hava geldi. İddialı bir takım kurup, yıllardır gazetelerden takip ettiğimiz birçok takımın Salihli’ye gelmesini sağladı. Hayat hafta sonları futbola endekslendi. Bu takımları yendikçe Salihli’li olmanın gururunu 10 kat daha fazla yaşıyorduk.

…………………….

***

Burada 1980 ile 1985 arasından bir kesiti anlatmaya çalıştım. Hepimiz yaşadığımız dönemi unutamayız, hele yaşadığın yerden biraz uzaklaşmışsan, o günler hiç aklımızdan çıkmayan en değerli anılar olarak kalıyor. O yerlere ve günlere özlem biraz daha fazlalaşıyor. Eminim ki bu dönemden önceki (60’lı, 70’li yılları) hatıraları yazan bir ağabeyimiz bambaşka bir boyutta yazar, yada bir kardeşimiz (90’lı, 2000’li yılları) çok daha farklı yazar.


Bizde yaşadığımız coğrafyanın özlemini, İzmir’de ki bu coğrafyada yaşayanlarla bir araya gelerek, dernekleşerek gidermeye çalışıyoruz. Aslına bakarsanız hemşeri derneklerinin kurulma sebepleri bu değil mi ki!

1 Şubat 2013 Cuma

Sevgililer Günü 14 Şubat




Sevgililer Günü

14 Şubat Sevgililer Günü, bazıları için, ticari amaçla yaratılmış bir gün, bazıları da Vikipedi'de yazan hikayeye dayanan bir gün olarak kutlanıyor. Bazıları sevgililer günü 1 güne sığar mı? diye yorumluyor, bazıları ise bu günün çok özel bir gün olduğunu düşünüyor.

Bir kuyumcu olarak ne düşündüğümü sorarsanız, kesinlikle en güzel işleri yaptığımız gün "Sevgililer Günü..." Eski yıllarda bu durum farklıydı. Birinci sırada dini bayramlar geliyordu. Sonra yıl başları ve anneler günü en hareketli iş günleriydi,,, Ama son 10-15 yıldır, en çok sevgililer günü arefesinde iş yapıyoruz. Sırasıyla da, ardından anneler günü, yıl başları geliyor. Dini bayramlar, kuyumculuk sektöründe son derece durgunluk yaşanan günler oldu.

Her sektör sevgililer gününe özel kampanya ve ürünler geliştiriyor. Bu sebeple Mardeluz markamız ile bizde 14 Şubat öncesi bu güne özel modeller üretiyoruz. Yukarıda "Sevgiliye" isimli modelimiz de çok özel bir tasarımdır. Dört kalbin birleşiminden  oluşan, kapandığında dört yapraklı yoncaya dönüşen modelimiz 2013 yılı sevgililer gününe özel üretilmiştir. Umarım beğenirsiniz

'Dört yapraklı yonca kadar nadide olan aşkınız, pırlanta kadar sonsuz, yakut kadar ateşli olsun.'' 

Sevgililer Gününüz Kutlu olsun



Wikipedia da Sevgililer günü hakkında:

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.[1]
Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır.







20 Ocak 2013 Pazar

Tanju Okan'ı Gördüm

URLA'DA TANJU OKAN'I GÖRDÜM

Bugün Urla'da Tanju Okan'ın heykelini gördüm. Ayakta dimdik duruyor. Heykel'i yapan sanatçı sanırım elinde sigarasıyla yapmış... ama sonradan sigara yasağına uyulmuş ve elinden çıkarılmış hissi yarattı bende.

Urla, Tanju Okan ile bütünleşmişti. Hayatının son dönemini orada geçirdi. Zaten İzmir'li olan Okan, siroz hastalığına yakalandıktan sonra tekrar 1995 de İzmir Urla'ya yerleşti, ve 1996 da vefat etti. Mezarı da Urla İskele mezarlığında...

Bir çok parçası klasik olan Tanju Okan'ın şarkı sözlerinde aşk, kadın, içki, sigara eksik olmazdı. Koy koy koy, Öyle sarhoş olsam ki, Benim en iyi dostum içkim sigaram, Kadehi şişeyi kırarım bugün gibi parçalarıyla, içki ve sigarayla ne kadar bütünleştiğini anlıyoruz. Ölüm nedenine baktığımızda içki ve sigaranın en fazla sebebiyet verdiği hastalıklardan biri olan siroza tutulması da yaşam şekli ve erken yaşta (58 yaşında) aramızdan ayrılmasını net bir şekilde gösteriyor. Tabii ki yaşadığı atmosferde yaptığı unutulmaz şarkılar her zaman tekrarlanacak ve onu ölümsüzleştirecek.

Tanju Okan Parkı     (Cengiz Ülkü)

Tanju Okan Parkında Heykeli     (Cengiz Ülkü)

Tanju Okan Parkında Heykeli     (Cengiz Ülkü)

18 Ocak 2013 Cuma

Bostanlı Sahilinde Denize Sıfır Çay İçmek


Bostanlı sahilinde yürüdünüz mü hiç... Yürümedim diyorsanız denemenizi tavsiye ederim. Manzarasının yanında enteresan satıcılarla karşılaşıyorsunuz. Kaynamış mısır, kestaneci, pamuk helvacılar gibi birçok şeyin yanında, çay da içebilirsiniz. Üstelik denizin dibindeki kayalara oturarak.






8 Ekim 2012 Pazartesi

Bankalar Çeyrek Altına Mavi Kordela Takacak


Altın Kuyumcudan Alınır

Bankalar Altın Satacakmış

Sevgili Dostlarım

Benim asıl mesleğim kuyumculuk. Sektörel bir dergi olan Altın Dünyası dergisinin Eylül ayı sayısı için derginin genel yayın yönetmeni Sayın Remzi Çelen, Bankaların altın satışı hakkında BDDK'nın hazırladığı taslak ile ilgili görüşlerimi sormuştu ve bende kaleme aldım. Yayınlanan bu yazımı da bloğumda sizlerle paylaşmak istedim.


BANKALAR ÇEYREK ALTINA MAVİ KORDELA TAKACAK

Devletin, bankacılık sektörüne desteği her geçen gün artarak sürüyor. Son olarak BDDK’nın hazırladığı taslak ile bankaların cumhuriyet ve ziynet altın satışlarına başlaması öngörülüyor.

Şimdi bu durumun yasalaştığını farzedelim (ki yasalaşır). Neler olacak;

Öncelikle, kuyumculuk sektörü nasıl etkilenire bakalım. Daha çok etkilenecek kesimin toptancılar olacağını düşünüyoruz. Çünkü, 50 adet, 100 adet, 500 adet Ata Lira alacak biri banka ile işlem yapabilir. Bu grup, zaten toptan satış yapan döviz, altın işi yapan arkadaşları biliyor ve oraları tercih ediyor. Ama ben bu grubun da çok az bir kısmı bankaları tercih edeceğini düşünüyorum. Çünkü bankalar, toptancı kuyumcu ve dövizcilerin çalıştığı karlılıkla zor çalışır. Düşünsenize bugün itibarıyla Ata Lira 646 TL’den alınıyor, 648 TL den satılıyor. İnternetten hiçbir zahmet göstermeden yaptığımız EFT den bile 2.5 TL komisyon alan bir bankanın, bir Ata Lira satışından 2 lira kazanç ile işlem yapması 1/300.000 kar ile satış yapması bence mümkün değil… Ayrıca bankada oluşacak fiyat aralığı toptan satışları da kolaylaştıracaktır. Fiyat kıyaslamasında toptancılar hep bir adım önde olacaktır. Hatta hatta toptancılara yeni bir pazar doğacaktır. Çünkü her zaman tüm bankalarda bu stoklar bulunamayacak onlarda zaman zaman kuyumculardan temin yoluna gidecektir. Dolayısıyla toptancı bile bu konudan pek etkilenmez. 

Perakende kuyumcularda satılan Ziynetler ve Ata liralara gelince; müşteri mağazalarımızdan sadece altın almıyor ki, aynı zamanda hizmet satın alıyor. Çünkü Ayten Teyze, tüm kuyumcularda bu ürünün olduğunu bildiği halde, benden satın alıyor, Nurten Teyze’de hep yan komşuya gidiyor. Çünkü 1 çeyrek altın dahi alsa, çayını kahvesini içiyor, aldığı çeyreğe istediği renk iğne kordela takılıyor, güzel bir kutuya konulup ambalaj yapılıyor.

Ayten teyzenin Bankaya gittiğini düşünün… sıra numarası alacak, sırası geldiğinde çeyrek altını isteyecek, bu altının şu tarihlisi yok mu diyecek, bankacı onun istediği tarihliyi bulacak, herşey tamam olduğunu farzedelim, mavi kordela takarmısın diyecek, farzedelim ki o da tamam, paket yaparmısın dediğini düşününJ) Ben düşündüm, bankada ki tüm müşteriler burada ki bağırışları dinliyor olacaktır.

Değerli kuyumcu arkadaşlarım, devletimizin ve bankalarımızın bazı tecrübeleri yaşamadan görmesi mümkün olmuyor. Bırakın yaşasınlar ve görsünler. Daha 50 yıl insanalarımızın kuyumcuları ve berberlerini değiştirmesi mümkün değildir.

Sevgi ve saygılarımla
Cengiz Ülkü   İzmir – Karşıyaka   Önder Pırlanta & Altın



26 Eylül 2012 Çarşamba

Başka Yerden İzmir



Bana mı denk geliyor bilmiyorum, Çeşitli nedenlerle İstanbul’a, Ankara’ya yada farklı bir şehre gittiğimde bolca taksi kullanmak zorunda kalıyorum. Tabii taksici sohbet etmek istiyor. Doğal olarak ilk sorusu nereden geliyorsunuz? Veya Nerelisiniz? Oluyor

İzmir cevabı verdiğimde %95 inin gözleri parlıyor. Sanki Paris, New York demişim gibi bir tepki veriyor.

“Yaaa… ben askerliğimi orada yaptım, hiç unutamıyorum, çok güzel bir şehir”, “Ben bir kere gelmiştim bir yakınım var orada”,  “Hiç gidemedim, en çok gitmek istediğim şehir”, “Bizim damat Buca’lı, çok güzel bir yer”, “Ah o Kordon var ya... çok gezdim orada, çok anılarım var”
…………….

Nedenini düşündüğümde birçok neden var… Ama ondan önce İzmir tarafında genellikle siyasi bakış açısıyla değerlendiren ve İzmir açısından muhalif kesimin yorumlarına baktığımızda, İzmir’de bir arpa boyu ilerleme yok, hiç yeni organize sanayiler açılmıyor, fabrikalar yapılmıyor, iş alanı çok kısıtlı, İstanbul’a, Bursa’ya, Kocaeli’ne bakın orada dev tesisler var burada yok… gibi bir çok olumsuzluk diye niteledikleri örnekler sıralıyorlar.

İşte tam da sorunun cevabı burada… Bu sebeple İzmir o bahsedilen şehirlere göre daha az göç alıyor, yerleşim alanları ve büyük siteler o şehirlere gore daha az yapılıyor, dolayısıyla, kültürel değişiklik de çok fazla olmuyor. Kendine has yaşam tarzını koruyor.

İzmir’de kimse komşusunun dini, mezhebi, kimliği ile ilgilenmiyor… Herkes birbirine insan gözüyle bakıyor. Ruhuna işlemiş demokrasi ve hoşgörü, yaşam biçimi olmuş. O sebeple seçim sonuçlarına baktığınızda iktidar partisi iktidarda olmayabiliyor. Cuma günü camiler dolar taşar, cuma akşamı da kordonda ki kafe ve barlar dolar taşar. İkisini ayrı yerlere koymayı da bilir.

Yaşam tarzı da çok eleştiriliyor. İzmir’li Cuma günü öğleyin çıkar yazlıklara gider, pazartesi sabahı gelir… Bana gore bütün bu olumsuz denen nitelemeler güzelleştiriyor İzmir’i… İzmir’linin yaşam kalitesine sahip olmak için İstanbul’da en az 5 kat daha fazla gelire sahip olmanız gerekiyor. Bu dar gelirli içinde böyle, zengini için de böyle.

Coğrafi konum avantajlarını da eklerseniz Taksicinin ne kadar haklı iç çektiğini anlamak çok daha kolay oluyor. Pergelin iğnesini koyun İzmir haritasının merkezine,  kalemli ucunuda  kuşbakışı  uzaklığını bildiğiniz 100 km lik bir mesafeden başlayarak yuvarlak çizin… Bu yuvarlağın içinde Türkiye’nin en çok tercih edilen tatil noktalarını, tarihi noktalarını bulacaksınız. Nereleri derseniz bir çırpıda sayabileceğim onlarca bildiğiniz yerler. Batı tarafında Çeşme, Alaçatı, Karaburun, Urla…. Aynı yoldan sola saptığınızda, Seferihisar, Sığacık, Özdere… Aydın Otobanına girerseniz, güneye doğru, Kuşadası, Selçuk, Efes, biraz Güney doğuya yönel Tire Kaplandağı, Bayındır, Ödemiş, Bozdağ Gölcük, Doğusunda Turgutlu, Salihli, Çamur bayoları, Kurşunlu kaplıcaları, Bozdağ Kayak Merkezi, Kuzey doğudan giden İstanbul yolunda Manisa Spil Dağı, Akhisar Köftecileri, Kuzey yolunda, Eski Foça, Yeni Foça, Aliağa Çandarlı, Dikili, Bergama, hatta Ayvalık… Bu yazdığım yerlere İzmirli, Pazar günü öğleye doğru yaptığı kahvaltıdan sonra, çıkar ailece, yemeğini yer, akşam evinde olur. Kaç şehir vardır bu özelliklere sahip… Hepsine, bir, birbuçuk saatte ulaşabiliyorsun 

Sonuç olarak İzmirli için en önemli unsur “Mutluluktur”.  bir arpa boyu ilerlememekten! mutlu… Büyük fabrikaların olmamasından mutlu… Gerisi ayrıntı.



Bu yazıyı yazdığım gün Neşet Ertaş İzmir’de vefat etti… ve ertesi gün Yılmaz Özdil, Neşet Ertaş’ı anlatırken bu dizelere yer vermiş. Neredeyse yukarıda ki yazdıklarımı özetlemiş. Neşet Ertaş'ı da ebedi yolculuğuna uğurlamanın üzüntüsü içindeyim.

Gezdim tüm dünyayı gördüm
Güzel İzmir sana geldim
Benim şirin güzel yurdum
Güzel İzmir sana geldim

Güzelsin asil duruşlu
Medenisin hoşgörülü
Olduğun gibi içli dışlı
Güzel İzmir sana geldim

Gönüllere ışık saçan
Unutamaz görüp geçen
Gariplere kucak açan
Güzel İzmir sana geldim

Kimdir necidir sormayan
Kimseyi hakir görmeyen
İnsanlıktan ödün vermeyen
Güzel İzmir sana geldim

Nice yıllar çok uzağım
Seni seviyor yüreğim
Güzel yurdum, son durağım...
Güzel İzmir sana geldim

21 Eylül 2012 Cuma

Trafik de ki Uyanıklar



Trafikde gördüklerimiz;

Uyanıklık ruhumuza işlemiş… Hepimiz ortalama 100 km’lik bir yolu, ne kadar zamanda gideceğimizi, arabanın durumuna göre biliyoruz. Ama arabanın durumu değil, yolun durumunun daha önemli olduğunu da biliyoruz. Ne kadar hızlı gidersen git evine varış süren artı, eksi 10 dakika fark eder.


Örneğin Pazar akşamı Çeşme’den dönerken hangi saatler arası, ne kadar kalabalık olacağı belli… ya o saatlerde çıkmayacaksın, ya da çıkıyorsan kaderine razı olacaksın. Burada sürücüler biraz dikkat etse, zaman ve sıkışıklık o ölçüde azalır. 3 şerit yol, artı emniyet şeridi.
Normal şartlarda 3 şeridi düşünelim… En sağ şeridi ortalama 90 km veya daha yavaş hızla giden ve gitmek isteyen araçlar kullansa, orta şeridi trafiğin akışına göre kullanabilen araçlar kullansa ve bu arada sadece önündeki aracı sollayacağı anda kısa geçişlerle sol şeridi kullansa, sol şeridi de otoban kurallarına göre maksimum hızla giden araçlar kullansa sorun büyük ölçüde azalır.


Emniyet şeridine gelince… Adı üzerinde emniyet şeridi… ne demek emniyet şeridi… Hangi araçlar emniyet şeridini kullanabilir? Araştırdığımızda aşağıdaki bilgiler geliyor önümüze…

Emniyet şeridini hangi araçların kullanacağı, 2918 sayılı Karayolları Kanunu'nun 71. maddesinde açıkça yazılmıştır. Kanuna göre bu araçlar, görev halinde iken geçiş üstünlüğüne sahiptir. Yasaya göre bu hak, halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamak, duyurulur ve görünür geçiş üstünlüğü işaretini vermek şartı ile kullanılabilir.

* Cankurtaran araçları, yaralı veya acil hasta taşıyan araçlar.

* İtfaiye araçları.

* Hükümlü veya sanığı takip eden veya emniyet ve asayişi korumak için acele olay yerine giden zabıta araçları.

* Bir trafik suçu işleyerek kaçan aracı takip eden veya trafik güvenliğini koruma veya trafik kazasına el koyma amacıyla olay veya kaza yerine gitmekte olan görevlilere ait araçlar.

* Alarm sırasında sivil savunma hizmetlerinde görevli bulunan araçlar.
* Koruma ile görevli olan ve korunan araçlar.

Peki bu şekilde mi kullanılıyor? Ben şahsen pek görmedim. Ambulanslar itfaiyeler ve yukarıda emniyet şeridini kullanması uygun araçların büyük çoğunluğu sol şeridi kullanıyor… 90 km hızla gidenler en sol şeridi kullanıyor. Üstelik arkasında ki araç uzun farlarıyla taciz etmesine rağmen görmeyen, hatta nasıl görmediğini merak ettiğim 100’lerce araç ile karşılaşıyorum. Yine en hızlı araçlar sollamak yerine, sağlamayı tercih ediyorlar. Yani büyük ölçüde ne yapılmaması gerekiyorsa o yapılıyor.(Uyanıkız ya)

Ben sadece Çeşme otobanından örnek verdim… Aynı örnekleri Türkiye’nin bütün karayollarında seyahat ettiğim anlarda görüyorum.

Öyleyse ne diyeceğiz… “Eğitim Şart”