Anasayfa

8 Şubat 2013 Cuma

Yeşillikler Arasında Savaş Kokan Ülke: Kosova


Prizren'in Barış Gücü Askerli Manzarası


Savaş Kokulu, Duygu Yüklü Kosova ve Prizren
Gezi notlarım

21 Mayıs 2012 – Babam 1910 Prizren doğumlu ve 92 yaşında vefat etti... ama ancak 46 yaşımda Prizren'e gidebildim... Dünyanın birçok ülkesine gitme fırsatım oldu. Çok şaşkınlıkla gördüğüm yapılar, tarihi yerler, değişik coğrafyalar, iklimler, insanlar, yaşam şekilleri. Ama Prizren’e gittiğimde işin içine duygular da girince, sanki bütün gördüğüm yerlerden daha güzel, daha farklı, daha sıcaktı… Çünkü bu topraklar, benim ve ağabeylerimin varolma sebebi olan babamı yaratmıştı… 17-19 Mayıs tarihlerinde eşim ile birlikte nihayet babamın doğduğu ve hayatının ilk 27 yılını geçirdiği ülke olan Kosova'nın, Priştine, İpek, Jakova ve doğduğu şehir Prizren'deydim.

Bistriça Deresi (Akdere)
Sanki karış karış biliyor gibiydim Prizren’i… Babamın evlerine çok yakın bir yerden geçen ve Prizren’i ikiye bölen Bistriça deresinden (Akdere) zaman zaman azgın suların aktığını, bu derenin toprakları ne kadar verimli yaptığını, yemyeşil dağlarını, derenin yanındaki Maraş’da ki 300 yıllık çınar ağacını ancak 4 kişi ellerini birleştirerek kaplayacak kalınlıkta gövdesinin olduğunu, Prizren kalesini, Mimar Sinan’ın yaptığı Sinan Paşa Camisi’ni ve bu caminin taşlarıyla yapılan Taş Köprü’yü, Taş Köprü’nün  karşısında 4 bir tarafından 4 mevsim akan Şadırvan Çeşmesi’ni… hepsini biliyordum. Kısaca kafamda’ki fotoğrafları yerlerine oturttum. Ayrıca fotoğraflarını da çektim.

Prizren Taş Köprü
Belki köklerimizin filizlendiği yerler olmasından, belki de her yerine bu duygularla bakıyor olmamızdan, inanılmaz sıcak geldi her şey… Hele, babamın amcalarının çocukları, torunları, bizim amcalarımızın, halalarımızın torunları, gösterdiği ilgi, alaka, misafirperverlik bu duyguları on kat artırdı. Unutulmayacak iki gece, üç gün yaşadık.

17 Mayıs sabah 5:00 İzmir-İstanbul, oradanda 7:45’de Pristine’ye uçtuk. 1 saat 20 dakikalık bir yolculuktan sonra Adem Jashari havaalanına ulaştık. (Adem Jashari son savaşta 1998-1999 yılında Sırplarla yapılan bağımsızlık savaşı mücadelesinde önemli rol oynamış. Kosovalıların Che Guvera'sı) Sağnak yağışlı ve 13 derece sıcaklık da amca torunları karşıladı bizi. Arabasıyla 20 dakikalık bir yolculuktan sonra 1 oda 1 salonluk küçük şirin evlerine geldik.

İpek, Kosova
Kahvaltı ve biraz dinlenmeden sonra kuzenlerle Kosova'nın nüfus açısından 4. büyük şehri İpek'e gittik. Priştine'ye 70-80 km uzaklıktaki İpek ülkenin kuzeybatısında ve Sırbistan'a komşu şirin bir şehir. Dere kenarındaki Dukagjını Otellin bahçesinde biraz dinlenip şehir turu yaptık. Daha sonra yaklaşık 20 km lik bir yolculuktan sonra Ak Drin nehrinde ki 25 metre yükseklikten akan Radovic Şelalesine ulaştık. Cennetten bir köşe gibi olan Şelale çevresi çok yeşil bir alana sahip. tabii dağın yamacında olduğu için 4 mevsim serin bir yer.

Qarshıa e Jupave Rest - Atatürk Parkı
Birinci günün sonları yaklaşırken akşam Qarshıa e Jupave Rest' de ki Atatürk Parkına uğrayarak 5. büyük şehir olan Jakova'ya ulaştık. Çok güzel bir İtalyan Restorantda karnımızı doyurduk. Jakova'da el sanatlarının gelişmiş olduğunu ve birçok mağazanın köy usulü dizildiği çarşısını gezdik. Bu arada hem yollarda hem şehirlerin bazı kesimlerinde savaşta bombalanmış ya da kurşun yağmuruna tutulup delik deşik olmuş ve o şekilde kalmış birçok binaya rastladık. Akşam tekrar Priştine'de konaklamak için eve döndük. Sabahın 3:00'ünde İzmir'de başlayan yorucu ve uzun gün, temiz havanın ve gördüğümüz güzel manzaraların etkisiyle 23:00 suları mutlu ve huzurlu bir uykuyla sona erdi.

Kosova
İkinci gün kahvaltı sonrası yaklaşık 120 km mesafedeki Kosova'nın güneyinde bulunan babamın memleketi Prizren'e gitmek için yola çıktık. Aslında 80 km civarı ama kuzenlerim Kosova'nın güzelliklerini gösterme amacıyla uzun ve dağ yollardan gitmeyi uygun gördü. Nitekim bir günde 4 mevsimi yaşadığımız yerlerden geçtik. An geldi karlı dağlarda fotoğraflar çektik ve montlarla üşüdük, an geldi Prizren'e inince kısa kollu tişörtlerle terledik. Kahve molasını Hotel Sharri'nin (Bu otel mevcut başbakana aitmiş) dağ ve köy manzaralı terasında verdik. Yollarda gördüğümüz eşsiz manzaralar hafızamızdan hiç silinmeyecek.
Radovic

İkinci gün akşamı Prizren'de bir başka kuzenlere geçtik. Onlarda bize adeta diğerleriyle yarışırcasına muhteşem bi ilgi ve alaka ile misafir ettiler. Küçük bir şehir gezisinin ardından evlerinde hazırladıkları et ziyafeti ile başladı misafirliğimiz. Evlerinde ki televizyonlarında bütün Türkiye'de ki kanalların bulunduğu televizyonlardan Türkiye ile ilgili haberleri izledik.

Üçüncü günün sabahında ağabeyi diğer kuzenlerde muhteşem bir kahvaltı sonrası Prizren turuna çıktık. Dağa tırmandık ve kan ter içinde Prizren kalesine çıktık. Orada ki olağanüstü şehir manzarasında 100 kareden fazla fotoğraf çektik. Yorucu bir günün öğle sonrası Şadırvan'ın yanında ki Besimi Beska et Restorantta yemeğimizi yedik.

Dönüş yolculuğu yaklaştı... Evden eşyalarımızı alıp 20:45 uçağı için Priştine yollarına düşme vakti gelmişti. Türk  firması Enka'nın yaptığı ve henüz yarısını bitirdiği otobanla başlayan yol bittikten sonra eski yola indik. Gelirken olduğu gibi dönüş yolu da, yemyeşil manzaralar, şirin yerleşim alanları ile harika görüntüler içeriyordu. Ve havaalanına ulaştık. Unutamayacağımız hatıralarla dolu bir gezimiz daha sona erdi. 

Kosova 11.000 km2 lik toprakları 2.000.000'nun biraz üzerinde olan nüfusu, kişi başına 3.000 USD milli geliri olan küçük, şirin, yeşil bir ülke... İzmir'in 12.000 km2 ve nüfusunun 4.000.000 olduğunu düşünürsek bayağı küçük bir ülke olduğunu tahmin edersiniz. 2008 yılı başında bağımsızlığını ilan etmiş, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Sırbistan ve Rusya dışında hemen tüm dünya ülkeleri bağımsızlığını tanımış... Halkın %90'nı Arnavut, % 10'nu Türk, Boşnak, Sırp vs. Kendi paraları yok, Euro kullanıyorlar.

En çok dikkat çeken konulardan biri, halkın büyük çoğunluğu Türkçe biliyor, hatta Türkçe konuşuyorlar. Avrupanın 50. ülkesi olarak görülüyor. Bağımsızlığını ilan ettikten sonra denetim, Birleşmiş Milletlerden, Avrupa Birliğine geçmiş. Büyük bir bölümü dağlık alanlarla kaplı.

Makedonya ile Kosova'yı Şar dağları ayırıyor. Etrafında Makedonya dışında Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk bulunuyor. Arnavutlukla zaman içinde birleşecekmiş gibi bir his oluştu bende. Arnavutların çoğu Müslüman ve özellikle Prizren'de 20'nin üzerinde cami bulunmaktadır.

Hükümetlerimiz arasında ilişkiler çok iyi görünüyor, birçok Türk mütaahit ve işadamı Kosovada inşaatlar ve yollar yapmaktadır. Bir çok evde TV'lerde Türk kanalları ve dizileri izlemekteler. 

En büyük şehri başkent Priştine yaklaşık 200.000 nüfuslu, 2. büyük şehri Prizren 180.000, daha sonra Ferizoviç, İpek, Jakova, Gilan, Paduyeva 100.000 civarı ve Mitroviça ile Vıçıtırın 70.000'lerde... Araba plakaları 01'den başlıyor, 06'da bitiyor. 01 Priştine, 04 Prizren.... Kosova da toplam irili ufaklı yaklaşık 37 belediye mevcut.

Kosova'da gezerken kendinizi hiç yabancı hissetmiyorsunuz. Tercümana da ihtiyacınız yok. Hiç bir dil bilmeseniz dahi hemen herkes Türkçe biliyor. Hele köklerinizde oradan geliyorsa gezmek çok daha kolay. Osmanlının uzun yıllar hakim olduğu bu bölgede Türklerin etkinliği hala sürmekte... Hatta iki Türk Partisi bulunmaktadır.

Yurt dışına gitmek isteyenlerin sadece pasaport ve 15 TL'lik bir yurtdışı çıkış harcı ile çıkması gibi bir rahatlığı da var. Avrupa kokusu, barut kokusu, cennet kokusu hepsi mevcut.

Prizren Kalesi



Wikipedia dan:

Adem Jashari (1955-1998)
Kosova Kurtuluş Ordusu ([1]: Ushtra Çlirimtare é Kosoves, Cumhuriyet ilanından sonra kurulan Kosovo Security force'nin temelini oluşturur ) kurucularındandır.
Yaşamı

1955 Yılında Drenica bölgesinin Prekaz köyünde (28/11/1955) doğmuştur. Bölge daha önce de Arnavut Milli Hareketi Tarihi'nde önemli şahsiyetler sayılan Shota - Azem Galica kardeşleri ve Ahmet Delica gibi isimleri çıkartan, milliyetçi fikirlerin ve isyan kültürünün oldukça geniş kabul gördüğü bir bölge olmakla, kendisinin de bu duygularla yetiştiği söylenebilir.

1981 yılından itibaren organize halk hareketlerinde ön saflarda yer almaya başladı. Emin Latit ve Tahir Meta o dönemdeki yoldaşlarıydı. Kardeşi Hamez Jashari'de ölene kadar hiç ayrılmadığı silah arkadaşıydı.

İlk silahlı eylemlerinde yeterli başarı gelmeyice 1991 yılında Arnavutluk'a geçerek, gönüllüleri eğitmeye başlamış; kurucusu da olduğu UÇK faaliyetleri başladıktan sonra da ordunun Drenica Bölge Komutanlığı görevini almıştır.

Adem Jashari'nin yaşamında, özellikle 1981 - 1998 arasındaki faaliyeteri -ki çoğu UÇK kapsamındadır- arnavut milli hareketinde ödenmli yer tutsa da; esasen ölümüyle, daha doğrusu ölüm şekli ile UÇK hareketinin hızlanmasını, devamında da bağımsızlığa kadar giden olayların yolunun açılmasını sağlamıştır.

Ölümü

1998 Yılı Ocak ayında komutan Adem Jashari ve birliği bir polis merkezine saldırmış; 6 sırp polisi öldürmüş ancak 16 şehit vermiştir. Bu olaydan sonra kendilerini kuşatan sırp güvenlik güçlerinin kuşatmasını yararak kaçmayı başarmışlar, iki ay boyunca saldırılarını sıklaştırmışlardır. Mart ayı başında aynı polis merkezine tekrar saldırdıklarında ise çok ciddi hazırlanmış bir karşı saldırıyla yüzyüze gelmişlerdir ve Prekaz'daki evine kadar birliği ile birlikte çekilmek zorunda kalmıştır.

05/03/1998 günü, Prekaz'da geniş ailesi ile birlikte yaşadıkları evde, son derece ağır silahlarla donanmış sırp ordu-polis ve milis güçleri tarafından kuşatılmışlardır. Adem Jashari, teslim olmalarını isteyen sırp güçlere olumsuz yanıt verdiği gibi; telsizle yardıma gelmeyi teklif eden çevrede bulunan UÇK güçlerini de, sırpların ağır silahları karşısında yardım etmeye çalışmalarının onlar için de mutlak bir yenilgi olacağı gerekçesiyle reddetmiş; çatışma bölgesinden uzak durmalarını emretmiştir. Bugün İstanbul Bayrampaşa İlçesi'nde adının verildiği parktaki kaidede yazılı unutulmaz son sözlerini söylediği telsiz konuşması da o zaman geçmiştir: [2]:

UÇK askerleri - ”Komutanımız! Dinliyor musunuz?” Adem Jashari - “Evet, sizi dinliyorum.” UÇK askerleri - “Direnin Komutan, direnin! Yardıma gelmeye hazırız. Bekleyin Komutan!” Adem Jashari - “Hayır. Kesinlikle olmaz. Sayıları çok, her türlü ağır silahları var. Ben son mermime kadar savaşacağım. Siz olduğunuz yerde durun!” UÇK askerleri - “Ama…, Komutan…!” Adem Jashari - “Olmaz dedim size. Oldugunuz yerde durun! Çoğalın! Savaşın! Şimdi buraya gelirseniz hepiniz Öleceksiniz. Bunun anlamı yok. Böyle olursa savaşımızı kim sürdürecek?! ” UÇK askerleri - “Ama…,Komutan …,siz…! Adem Jashari - “Korkmayın! Bugün Adem'in öleceği gün değildir, ölüm anlıktır; bugün Adem'in doğacağı gündür!"

05/03/1998 günü öğlen başlayan çatışma 3 gün boyunca sürmüş, ağır makineliler ve havan toplarından zehirli gaz bombalarına kadar her tür silahla donanmış sırp güçleri, ağır kayıplar da vererek ve ancak 70 saatlik bir direnişten sonra Jashari'nin evine girebilmişlerdir. Kendisi ve kardeşi Hamez Jashari ile birlikte ailesinden kadın ve çocukların da bulunduğu 58 kişi şehit edilmiştir "The Kosovo conflict and international law: an analytical documentation 1974-1999 Yazar: Heike Krieger"

Ölümünden Sonrası

Jashari, ölümünden sonra bütün ulusça tanınan, bağımsızlık sembolü bir figür haline geldi. Bağımsızlık İlanını takip eden günlerde evi, çatışmadan sonraki haline hiç dokunulmadan korunarak müze haline getirildi http://kosovo.garthhaley.com/kla. Az sayıdaki fotoğraflarından birinin baskısıyla yapılmış olan Bac, U kry! (Amca, başardık!) t-shirtleri, tüm dünya Arnavutları için tıpkı che guevara baskılı t-shirtleri gibi kült oldu. Kendisine, 2008 yılında bir zamanlar silah arkadaşı oldukları Kosova Başbakanı Hashim Thaçi tarafından "Kosova'nın Kahramanı" ödülü ve unvanı verildi.


6 Şubat 2013 Çarşamba

Vietnam’ı Nasıl Bilirdiniz?


Vietnam


Vietnam Gezmeye Değer Güzelliklere Sahip
Gezi notlarım

Benim ilk aklıma gelen savaş…. 15 - 22 Şubat 2012 tarihlerinde Vietnam da idim. Sizlere Vietnam hakkında kısa bir bilgi vermek istedim. Devamında da fotoğraflarım, sizlere umarım daha detaylı fikir verir.

Ansiklopedik bilgi dışında ilgimi çeken birkaç notu şöyle özetleyebilirim.
Eskiden Kuzey ve Güney Vietnam diye ikiye ayrılmışlar. Kuzey Vietnam'ın başkenti Hanoi, Güney Vietnam'ın Saygon... Fakat Amerikalılarla yapılan ve yaklaşık 20 yıl süren savaşlar boyunca hem bu savaşı, hem de bağımsızlık savaşını sürdüren aynı zamanda da iki Vietnam'ı birleştirmek için büyük çaba harcayan Ho Chi Minh Vietnamlıların büyük Atası olmuş. Ama 1969 yılında ölmüş iki Vietnam'ın birleşmesini görememiş. Bu yüzden Vietnamlılar Saygon şehrine Ho Chi Minh City adını vermişler. Bugün Ho Chi Minh'in mezarı (mumyalanmış şekliyle) başkent Hanoi'de... Daha kolay anlaşılabilmesi için İstanbul ve Ankara gibi... Ticaretin merkezi Ho Chi Minh City, başkent Hanoi.

Eminim ki sizlerin de aklına Vietnam deyince savaş geliyordur. Evet gerçekten aralıksız 20 yıl savaşmışlar. 1956 dan 1975 yılına kadar süren savaşlarda yaklaşık 5.000.000 Vietnamlı ölmüş, Bunun yanında 48.000 de Amerikan askeri... Yani 100 Vietnamlı'ya 1 Amerikalı... Gerçekten savaşın izlerini her an görebileceğiniz yerler ve kişiler çok. Kullanılan kimyasal silahların sakat bıraktığı insanlar, savaş sırasında sakat kalan yaşlılar ile bolca karşılaşacaksınız.

Savaş alanlarını şu an da turistlerin en çok ziyaret ettiği açıkhava müzesi olarak değerlendiriyorlar. Ayrıca Saygon'da ki Savaş Müzesini gezerken savaş da kullanılan silahları, kıyafetleri, kurşun yemiş kaskları ve savaşta çekilen vurulmuş asker, çocuk ölülerinin fotoğraflarını gördüğünüzde boğazınız düğümleniyor. 

Bu savaşı farklı bir açıdan görmek isterseniz, "Günaydın Vietnam" filmini izlemenizi tavsiye ederim. 1987 yapımı Amerikan yapımı, Kara mizah türünün güzel bir örneği olan filmin yönetmenliğini Barry Levinson yapmış. Başrollerinde Robin Williams ve Forest Whitaker oynamış.

Vietnam'ın yüzölçümü Türkiye'nin yarısı civarında olmasına rağmen nüfusu 90 milyon... Yani topraklarının büyük bir bölümü yerleşim alanı. Kalan kısmı da pirinç tarlaları. Dünyanın en büyük pirinç üreticilerinden. Tabii nüfusun bu kadar fazla oluşu, ulaşıma da doğal ve farklı  çözümler getirmiş. Neredeyse her 2 kişiden birinde motosiklet veya bisiklet var. Araç trafiği bu sebeple nispeten rahat... Özellikle kırmızı ışık yeşile döndüğünde arı kovanından çıkan arılar gibi bir görüntü oluyor.

Mekong Nehri Kollarından
Mekong Nehri, Vietnamın bir çok alanına bereket getiriyor Başkent Ho Chi Minh City (Saygon) ortasından geçerek Güney Çin Denizine dökülüyor ve 10-15 metreyi aşan derinliğiyle ve genişliğiyle çok büyük gemilerle yük taşımacığına katkıda bulunuyor. Gelir düzeyi düşük olsada büyük alışveriş merkezleri ve güzel binalarda bol miktarda bulunuyor.

Vietnam da aprtmanların da enteresan bir mimari yapısı var. Genellikle çok dar, arkaya doğru uzuyor.birçok apartmanın genişliği 2 metreye kadar düşüyor. Ayrıca genel bir kural var, ev ile işyerin birbirine çok yakın olacak. Bu sebeple birçok işyeri sahibi dükkanının üstünde oturuyor. Sanırım evlere de işyerinin içinden çıkılıyor.

Uzakdoğu yemekleri genellikle soya yağı kokusundan dolayı bizlere ağır geliyor. Ama Vietnam için aynı şeyi söyleyemeyiz. Son derece güzel yemekleri var. Balık çeşitleri ve pişiriliş şekli damağımıza uygun. Çünkü Fransızların uzun yıllar hakim olduğu bir bölge, bu yüzden Fransız mutfağını göreceksiniz. Ayrıca Tayland'da ki gibi sokaklarda yemek yapılmıyor. Yapılsa da çok az.

Fransız etkisi demişken, 19 yüzyılda Fransızsömürgeliği başlamış ta ki 1954 yılına kadar sürmüş. Dolayısıyla bir nevi halkın ikinci dili Fransızca. Bugün Fransızlara karşı sempatisi olan bir ülke izlenimi yarattı bende. Hatta, başkent Hanoi'de Paris'de ki Opera Binasının aynısını, Saygon'da Notre Dame Katedralinin kopyasını göreceksiniz. Eski binaları da gördüğünüzde Fransız mimarisinin nasıl korunduğu dikkatinizi çekecek. Uzakdoğu ülkelerinde araçların direksiyonu sağda iken, Vietnam da solda...

Özetle söylemek gerekirse umduğumdan çok daha güzel bir ülke... 22-35 C derece sıcaklık Türkiye'nin yazından daha az ama buradaki hava nemli olduğu için terletiyor. Fakat herkese Vietnam'ın tropikal yağmurların altında ıslanmasını tavsiye ederim. Kuzey Vietnama'da giderseniz aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz UNESCO'nun koruma altına aldığı Halong Koyu'nu görmeden gelmeyiniz.

Halong Koyu

Bangkok'da 10 İşyerinden Biri Masaj Salonu

Bangkok'da Ayak Masajı


Bangkok; Enteresan, Gizemli, ve Egzotik

Gezi notlarım

Eylül 2011 - Tayland'ın başkenti Bangkok'a kuyumculuk fuarı dolayısıyla gitme fırsatı buldum. Uzak Doğu denince akla ilk gelen yerlerden biri Bangkok... sokaklarda yapılan yemeklerden dolayı soya yağı kokusu, yine sokaklarda yapılan ayak masajları... sıcak ve nemli hava... Tabii İstanbul'dan 9 saat süren bir yolculuk... Royal Orchid Sheraton otelinde yolculuk bitiyor.

12-18 Eylül 2011 tarihlerinde yaptığımız bu seyahatte en çok aklımda kalanları soracak olursanız, öncelikle son derece ucuz ve uygun bir ülke... 1 USD= 30 Baht İzmir'den örnek vermek gerekirse, Karşıyaka'dan Adnan Menderes Havaalanına gidiyorsın 200 baht; yani 7 Dolar... Şehrin ortasından geçen Chao Phraya nehri, hem taşımacılık açısından çok verimli kullanılıyor, hem de turistlerin küçük ve uzun motorlu teknelerle gezdirilmesinde... Ama bu nehir biz döndükden 20 gün sonra aşırı yağmurlarda taştı, bütün şehir sular altında kaldı.
Bangkok
Bangkok
Bangkok'un Tuk-Tuk'ları
Bangkok'da harika deniz ürünleri
Eve giderken 2 torba yemek satın alıp gidiyorlar


Krallıkla yönetilen bir ülke, Kral Bhumibol Adulyadej'i halk çok seviyor. Birçok iş yerinde fotoğrafı asılı... üstelik kimse zorla asmıyor. Kral 85 yaşında ve hasta olduğu söyleniyor. Herkes çok üzgün ve korku içinde. Çünkü kral ölürse, oğlu oturacak taht'a... oğlunun çok sert olduğu söyleniyor. Kral ve eşi son derece modern ve medeni bir insan.


Halkın%92'si Budist, %6'sı Müslüman ve kalanları da diğer dinlere mensup. Bu sebeple bolca tapınak var.

Fotoğrafta gördüğünüz Tuk-Tuk denilen taşıma aracı bir zamanlar Türkiye'de de kullanılan Moto-Guzzi'nin aynı... Tuk-Tuk'larla şehir turları 150-200 Baht civarı (pazarlığa bağlı). Hoş ve ilginç görünse de sanki kelle koltukta gidiyorsunuz. Tafik kurallarına çok uymuyorlar. Araçların direksiyonları sağda, trafik de soldan çalışıyor. Dolayısıyla İngilizlerin hakimiyeti olan bir ülke. Caddeler genellikle geniş bu caddelerde bir çok gökdelen olduğu gibi çok yakınında da gecekondu gibi binalara rastlamak mümkün. Metro çok modern, çok temiz ve en önemli ulaşım araçlarından biri...

Tay mutfağı öyle söylendiği gibi kötüde değil... bol baharatlı, acılı çorbalar ve yemekler, güzel ve temiz pişirilen yerlerde son derece lezzetli. Halkın büyük çoğunluğu evde yemek yapmıyor, sokakta pişirlen yemeklerden eve geçerken birkaç torba alıp yiyorlar. Bu sebeple sokaklarda kötü bir görüntü, ayrıca kokusu bizleri rahatsız edecek düzeyde oluyor.

Neredeyse her akşam aniden bir yağmur yağar, 10-15 dakika sürer ve biraz sonra baktığınızda ıslaklık olmasa hiç yağmamış gibi bir hava görürsünüz. Bu sebeple tropikal bölgelere mahsus sebze ve meyveler çok fazla bulunmaktadır. Tropik meyvelerin, sokaklarda satıldığı tezgahlar ve arabalar renk cümbüşü gibi. İnanılmaz güzel ve lezzetli meyveleri satanlar meyveyi istendiğinde kesip dilimleterek alıp yiyebiliyorsunuz.

Çok sıcak ve nemli bir hava var. Bizler terden sırılsıklam olmamıza rağmen, Tayland halkı terlemiyor. Sanırım ırkları o sıcağa uygun, belki de yediklerinden içtiklerinden olabilir; bilemiyorum.

Her 10 işyerinden biri masaj salonu... özellikle sokaklarda yapılan ayak masajı, Tay masajı, ve havuzlarda balıkların ayaklarınıza dokunarak yaptığı masajlar çok gelişmiş bir pazar.

Dünyaca ünlü Patpong bölgesine gittiğinizde de erotik şovların yapıldığı Striptiz barlar, sıra sıra sıralanmış. Birçoğu kadınların stiptiz yaptıkları barlar olmasına karşın farklı bir sokakta da erkeklerin striptiz yaptığı barlar mevcut. Barların önlerinden geçerken sizi içeri almak için adeta insana yapışıyorlar. Yine bu sokaklarda GoGo barlar ve Büyük kabere şovların yapıldığı yerlerde var... Bu barların bulunduğu sokakların ortasında, taklit malların satıldığı seyyar satıcıların üstü branda ve naylonlarla kapalı tezgahlarıyla dolu. Bu satıcılarda da bir ürünü sorduğunuz anda satıcı peşinizden ayrılmıyor.

Enteresan, gizemli, egzotik bir şehir Bangkok... Eğer bir gün durağınız uzakdoğu olacaksa, bence uzakdoğunun birçok özeliklerini aynı şehirde göreceğiniz yer burası. Özellikle Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız inanılmaz kareler yakalarsınız.

Cengiz Ülkü

Bangkok'da Temizlenmiş Balıklar

Bangkok'da Tapınak

Bangkok'dan Manzara

Bangkok'da Chao Phraya nehrinde gezi tekneleri


5 Şubat 2013 Salı

1980-85 Yıllarında Sizin Yaşantınız da Böyle miydi?



Salihli Tren İstasyonu


1980-85 Yıllarında Memleketim Salihli'de Yaşam 


Lise sonuna kadar doğup büyüdüğüm yer Salihliydi. Hayatımın önemli bir dönemi burada geçti. Bu sebeple, yazıda ki olayları ve yaşam tarzını, Salihli ve çevresinde yaşayanlar daha iyi anlayacaktır. Asıl paylaşma sebebim, kim nerede yaşarsa yaşasın benim yaşıma yakın birçok kişi kendi yaşantısından bir kesit bulacaktır diye düşündüğüm içindir.Ben de 1980-85 yıllarında ki Salihli'de ki yaşamımızdan bahsedeceğim.

1985 yılında geldim Salihli’den İzmir'e… 19 yaşındaydım.  12 Eylül, o kadar böldü ki zamanı, öncesini hatırlayamıyorum bile. Ama 1980-85 yılları arasında ki Salihli benim akranlarım için unutulmayacak yıllardı.

***

Salihli Lisesi giriş kapısı
Salihli Lisesi, Türkiye’den örnek vermek gerekirse Mülkiyeliler gibi bir şeydi.  Orta okuldan itibaren hayatınız sanki yeni başlamış gibidir, farklı şehirlerden gelmiş üniversite öğrencileri gibi Salihli’nin farklı mahalle ve köylerinden gelen bir çok arkadaşınız olur… tam bir hayat okuludur… ilk kavgalar orada yapılır, en kalıcı arkadaşlıklar orada başlar, ilk aşklar orada yaşanır. Hele birde iyi futbolcu veya basketbolcuysa biri; en çok onun arkadaşı olur. Hatta bu kişilerle 1 kez selamlaşan için bile başka bir yerde ondan bahsederken “bizim Ahmet” diye gururla bahsetmek bir havadır. Fettah abinin kantininden Turşu suyu ile gevrek yemeyen yoktur.

Pazartesi sabahları Coğrafyacı Portakal lakaplı hocamız Turgut Kaçar Senfoni orkestrası yönetircesine yaptığı hareketler eşliğinde İstiklal Marşı söyletmesi haftaya iyi başlamanın işaretiydi… Sonra müdürümüz Turhan Zeğem’in okul kurallarına yönelik nutukları biraz karamsarlığa iterdi. Ortaokullar öğlenci, Liseliler sabahçıydı. Saat 7.10 da başlayan derse Keli mahallesinden yetişmek için sabah 6.00 da uyanırdık.  Karanlıkta yollarda olurduk.
Soğuk kış günlerinde 2. Sınıfların yanındaki buz gibi kantinde çayla ısınma çabalarımızda unutulmaz. Bir keresinde 10cm kalınlığında kar yağmıştı… hepimizin arşivinde o günlerden Osman amcanın çektiği dünya kadar fotoğraf vardır.

***
Can Baba'nın Kahvehanesi
Salihli gençleri için en renkli yerler caddelerde volta atmaktı… Çağrı Kitapevinden (İlçe Jandarma’dan) SSK Hastanesine; oradan Kurudereye inip, Karaman Camii’nin oraya gitmek, oradan da Mitatpaşa caddesinden istasyona yürümek İzmir Kordonda yürümek gibi bir şeydi bizim için… Sonrada Can Baba’nın kahvesinde birinci çay molasını pencerenin eşiğinde oturup gelen geçeni izlemelerimizi unutmak mümkün değil. İkinci turlar 40 evlerin oradan Seyrantepe Bağlarbaşı… Hele birde motosikletin varsa geçilmedik cadde, girilmedik sokak bırakmazdık. Sevgililer Aile pastanesinde veya Kanarya pastanesinde buluşurdu.

Kendimizi çok yakışıklı veya güzel bulduğumuz anlarda Foto Can’da, Foto Rekor’da veya Stüdyo Macide’de artistik fotoğraflar çekilirdik.

***

Bilgisayar yok, cep telefonu yok, özel televizyonlar bile yoktu 1985’de… TRT 1984’de tüm programları renkli yayınlamaya başlamıştı. Ama kimin umurundaydı renkli yayın… yaz akşamlarında yabancı film izlemek istiyorsan Evren parkının karşısında Şehir sineması, yerli film izlemek istiyorsan istasyonun altında çiğdem çekirdek eşliğinde İnci sineması.  Yazlık Arzu sineması ile Kışlık Turgut sineması erkeklere özeldi… Parçalı bulutlu:))… Meram sineması ile yazlık Tarzan sinemasından çıkanların genellikle gözleri yaşlı olurdu.

Bizim diskomuz barımız düğün salonlarıydı, hangi salonda haftanın hangi gecelerinde düğün var ezbere bilirdik. Dostlar düğün salonunda Hüseyin Akın’ın söyleyeceği şarkıların sırasını bile ezberlemiştik. Orada kesiştiğimiz kızlarla ilgili sohbetimizi eve dönene kadar abartarak anlatırdık birbirimize… Ama kendi yakınlarımızın düğünlerinde etrafta duran erkeklere gıcık olurduk.
İlkbaharda okulların bitmesine yakın organize edilen gençlik günlerinde dans yarışmaları ve eğlence bizim diskomuzdu.

***

Salihli’li birine Van’da nerelisin diye sorsalar, Manisa’lıyım demez; büyük bir gururla SALİHLİ’LİYİM der… Çünkü Salihli onlar için Türkiye’nin en güzel, en büyük, en gelişmiş ilçesidir. Hıdırellezler, bayramlar kadar önemliydi. O sabah Salihli trafiği İstanbul trafiği gibi olur, mesire yerlerinde boş ağaç gölgesi bulmak çok zor olurdu. Çamur Banyoları, Sardes, Kurşunlu Kaplıcaları, Adala, Demirköprü Barajı, Allahdiyen, Bozdağ, Gölcük, Pilavtepe Sırtları dolup taşardı.

***

Saat’da kullanmazdık… İplik dokuma fabrikasının vardiya değişimlerinde öten boru sabahın 7:00’sini öğleden sonra 15:00’ini ve gecenin 23:00’ünü belirtir, Salihli’nin her yerinden duyulurdu. Trenler 5:30, 11:00, 19:00 ve 22’si olduğunu hatırlatırdı.

***

Sanayi Spor
1984’de Sanayispor büyük bir mucize yaratarak 2. Lige çıkmıştı ve Salihlispor ile birleşti tek takım oldu. Şehre müthiş bir hava geldi. İddialı bir takım kurup, yıllardır gazetelerden takip ettiğimiz birçok takımın Salihli’ye gelmesini sağladı. Hayat hafta sonları futbola endekslendi. Bu takımları yendikçe Salihli’li olmanın gururunu 10 kat daha fazla yaşıyorduk.

…………………….

***

Burada 1980 ile 1985 arasından bir kesiti anlatmaya çalıştım. Hepimiz yaşadığımız dönemi unutamayız, hele yaşadığın yerden biraz uzaklaşmışsan, o günler hiç aklımızdan çıkmayan en değerli anılar olarak kalıyor. O yerlere ve günlere özlem biraz daha fazlalaşıyor. Eminim ki bu dönemden önceki (60’lı, 70’li yılları) hatıraları yazan bir ağabeyimiz bambaşka bir boyutta yazar, yada bir kardeşimiz (90’lı, 2000’li yılları) çok daha farklı yazar.


Bizde yaşadığımız coğrafyanın özlemini, İzmir’de ki bu coğrafyada yaşayanlarla bir araya gelerek, dernekleşerek gidermeye çalışıyoruz. Aslına bakarsanız hemşeri derneklerinin kurulma sebepleri bu değil mi ki!

1 Şubat 2013 Cuma

Sevgililer Günü 14 Şubat




Sevgililer Günü

14 Şubat Sevgililer Günü, bazıları için, ticari amaçla yaratılmış bir gün, bazıları da Vikipedi'de yazan hikayeye dayanan bir gün olarak kutlanıyor. Bazıları sevgililer günü 1 güne sığar mı? diye yorumluyor, bazıları ise bu günün çok özel bir gün olduğunu düşünüyor.

Bir kuyumcu olarak ne düşündüğümü sorarsanız, kesinlikle en güzel işleri yaptığımız gün "Sevgililer Günü..." Eski yıllarda bu durum farklıydı. Birinci sırada dini bayramlar geliyordu. Sonra yıl başları ve anneler günü en hareketli iş günleriydi,,, Ama son 10-15 yıldır, en çok sevgililer günü arefesinde iş yapıyoruz. Sırasıyla da, ardından anneler günü, yıl başları geliyor. Dini bayramlar, kuyumculuk sektöründe son derece durgunluk yaşanan günler oldu.

Her sektör sevgililer gününe özel kampanya ve ürünler geliştiriyor. Bu sebeple Mardeluz markamız ile bizde 14 Şubat öncesi bu güne özel modeller üretiyoruz. Yukarıda "Sevgiliye" isimli modelimiz de çok özel bir tasarımdır. Dört kalbin birleşiminden  oluşan, kapandığında dört yapraklı yoncaya dönüşen modelimiz 2013 yılı sevgililer gününe özel üretilmiştir. Umarım beğenirsiniz

'Dört yapraklı yonca kadar nadide olan aşkınız, pırlanta kadar sonsuz, yakut kadar ateşli olsun.'' 

Sevgililer Gününüz Kutlu olsun



Wikipedia da Sevgililer günü hakkında:

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.[1]
Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır.







20 Ocak 2013 Pazar

Tanju Okan'ı Gördüm

URLA'DA TANJU OKAN'I GÖRDÜM

Bugün Urla'da Tanju Okan'ın heykelini gördüm. Ayakta dimdik duruyor. Heykel'i yapan sanatçı sanırım elinde sigarasıyla yapmış... ama sonradan sigara yasağına uyulmuş ve elinden çıkarılmış hissi yarattı bende.

Urla, Tanju Okan ile bütünleşmişti. Hayatının son dönemini orada geçirdi. Zaten İzmir'li olan Okan, siroz hastalığına yakalandıktan sonra tekrar 1995 de İzmir Urla'ya yerleşti, ve 1996 da vefat etti. Mezarı da Urla İskele mezarlığında...

Bir çok parçası klasik olan Tanju Okan'ın şarkı sözlerinde aşk, kadın, içki, sigara eksik olmazdı. Koy koy koy, Öyle sarhoş olsam ki, Benim en iyi dostum içkim sigaram, Kadehi şişeyi kırarım bugün gibi parçalarıyla, içki ve sigarayla ne kadar bütünleştiğini anlıyoruz. Ölüm nedenine baktığımızda içki ve sigaranın en fazla sebebiyet verdiği hastalıklardan biri olan siroza tutulması da yaşam şekli ve erken yaşta (58 yaşında) aramızdan ayrılmasını net bir şekilde gösteriyor. Tabii ki yaşadığı atmosferde yaptığı unutulmaz şarkılar her zaman tekrarlanacak ve onu ölümsüzleştirecek.

Tanju Okan Parkı     (Cengiz Ülkü)

Tanju Okan Parkında Heykeli     (Cengiz Ülkü)

Tanju Okan Parkında Heykeli     (Cengiz Ülkü)

18 Ocak 2013 Cuma

Bostanlı Sahilinde Denize Sıfır Çay İçmek


Bostanlı sahilinde yürüdünüz mü hiç... Yürümedim diyorsanız denemenizi tavsiye ederim. Manzarasının yanında enteresan satıcılarla karşılaşıyorsunuz. Kaynamış mısır, kestaneci, pamuk helvacılar gibi birçok şeyin yanında, çay da içebilirsiniz. Üstelik denizin dibindeki kayalara oturarak.